Tasarımda Profesyonellik

TEKNİK DONANIMIN ÖNEMİ:

Teknik; bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin tamamı demektir. Fen bilimlerinden (fizik, kimya, matematik, geometri, biyoloji vs.) elde edilen verileri bilim, sanat ve mesleki alanlara uygulamadır. Bu nedenle bir tasarımcı iyi bir fen bilimleri bilgisine sahip olmalıdır. Bu konunun önemini vurgulamak adına birkaç anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Makine resim konstrüksiyon bölümü ikinci öğretim öğrencisiydim. Gündüz işe, akşam okula gidiyordum. GEICO adında İtalyan asıllı bir fabrikada teknikerlik yapıyordum. Burası şantiye kuran bir fabrikaydı. Tüm projeler İtalya’dan gelir ve ben tüm parçalarını elle (cetvel kullanmak yasaktı, elle daha hızlı olduğu için koyulan bir kural) atölyedeki arkadaşların anlayacağı dile çeviriyordum. Siz de biliyorsunuz ki Türkiye tasarımda birinci izdüşüm bölgesini kullanır. Oysa İtalyan’lar üçüncü izdüşüm bölgesini kullanır. Yani bize göre kesik çizgiler İtalyanlara göre düzdür, onların tersten gördüğünü biz önden görürüz. Bu konudan dolayı okuması çok zor olan teknik resimler vardı, ama teknik resim bilgime olan aşırı güvenim sayesinde hiç zorlanmıyordum. GEICO halen İzmir’de faaliyet gösteren sac, kesim, büküm, kaynak işleri yaparak şantiye kuran bir kuruluş. Mesela otomobil fabrikaları için boya kurutma fırını yapılıyordu. Her şey devasa büyüklükte ve hepsi çeşitli ebat ve tiplerden sac parça içeriyor. Saclar bize çelik fabrikalarından rulo olarak gelir ve biz yapacağımız işe göre keser, büker, kaynatırdık. Eğer geometri bilgim zayıf veya hiç olmasaydı bu işimde çok başarısız olurdum. Neden mi? Bunu anlamanız için kâğıttan bir küre yapmaya çalışmalısınız. Bir piramit görüntüsünü tek kesim kaynaksız bir şekilde sacdan nasıl çıkarırsınız ve hiç hurda etmeden. Önce kâğıtta deneyin ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Daha ilk haftamdı, meraktan kâğıtlara böyle bir iş gelirse nasıl yaparım diye formüller çıkarmaya başladım. Sırp asıllı şefim Miledan Miladinoviç formüllerimi gördüğünde yüzündeki gülümsemeyi ve sevinç ifadesini görmenizi isterdim. Büyük bir sevinçle masamdaki kâğıtları aldı ve beni takip et dedi. Odasına gittiğimizde dolabının özel çekmecesini açtı ve içinden bir klasör çıkardı. Meslek hayatı boyunca almış olduğu notlar ve bu ilginç şekillerin matematiksel formülleri vardı. Bana uzattı ve “bunlar zaten var tekrar Amerika’yı keşfetmene gerek yok, burada istediğin formülü bulabilirsin dedi”. Şimdi size soruyorum, mesleğimizde matematiğin gereksiz olduğuna inanıp ilgilenmeseydim bu işimde ne kadar başarılı olabilirdim. Veya cesaret edip böylesi bir işe girebilir miydim?

Sonsuz enerji üzerine yoğunlaştığım bir gün aniden bir düzenek canlandı aklımda. İlginçtir ilk kez âşık olmak gibi bir his kapladı beni. Abartmıyorum öyle bir histi. İştahım kesildi, aklım sürekli o düzenekteydi. Zihnimde eviriyorum çeviriyorum oluyor. Nefes alış verişlerim hızlandı, yerimde duramıyordum. Tuhaf bir histi. Ne yaparsam yapayım aklımın bir kısmı oradaydı. Kendimi işime veremiyordum. Hatta üç gece üst üste hiç uyuyamama rağmen sabah erkenden kalkıyorum ve hiç uyku problemim olmuyordu. Bir yandan “böyle bir şeyi eski insanlar atlamış olamaz ben bir yerde hata yapıyor olmalıyım” diyordum, bir yandan “bu büyük projeyi sana yedirmezler biri gelir elinden alır” diyordum. Hayallerin biri bitmeden biri başlıyordu. Daha nasıl anlatsam bilemiyorum hayatımda yaşadığım en ilginç duygu, tarifsiz. Üçüncü günün sonunda dayanamadım prototipini yapmaya karar verdim. 5 litrelik bir bidon su aldım. İçini boşaltıp dibini kestim. Banyoda büyük bir leğene su doldurdum. Bidonun ağzına hava sızdırmayacak şekilde şeffaf bir hortum taktım. Hortumun diğer ucunu leğendeki suya sarkıttım. Dibi kesik bidonu yan tutarak suyla doldurdum ve diktim. Bir kaldırdım ki, tüm enerjim heyecanım hayaller bir anda kayboldu. Benim aklımda olay şöyle cereyan ediyordu. 5 litrelik suyun ağırlığı hortumdaki suyun ağırlığından büyük olduğu için aşağı doğru inerken hortum leğendeki suyu sürekli yukarı çekerek bidona dolduracaktı. Bidondaki eksilen su hortumdan gelen su ile sürekli besleneceğinden sürekli bir hareket olacaktı. Hortuma konulacak bir dinamometre ile sürekli bir elektrik elde edilebilirdi. Ama olmadı. Neden? Çünkü “Kapalı kaplardaki basınç her yerde aynıdır.” fizik kuralını atlamıştım. Bu bana tarifsiz bir heyecan yaşatsa da zaman kaybıma ve psikolojik hasara neden olmuştu. Sonraki bir ay boyunca kendimi çok aptal, saf, işe yaramaz, beceriksiz hissetmemi sağladı. Kendime olan özgüvenim yerlerde sürünüyordu. Ta ki, internette eski bilim adamlarının bu konu üzerine çalışmalarını anlatan aşağıdaki resmini görene kadar. Bu resim çoğunuz için bir şey ifade etmeyebilir ama ben görür görmez etkilenmiştim ve beni tekrar motive etmeyi başarmıştı. Resimde de görüldüğü gibi, büyük hacim suyun ağırlığı daralan alandaki suyu yukarı doğru itecek, bu arada aşağıda eksilen suyu yukarıdan akan su tamamlayacak ve döngü devam edecek. Benim prototipim kapalı bir düzenekti, resimde ise açık bir düzenek olsa da ana kriter yer çekimi kuvvetinden faydalanmak. Evet, bunu eski bilim insanları da düşündüğüne göre ben normal bir insandım. Daha fazla kendimi üzmenin bir anlamı yoktu. Bu tarz hatalar tabii olacak. Burada anlatmak istediğim bir tasarımcının iyi bir fen bilimleri bilgisi olması gerektiğidir. Aksi halde bu tarz gülünç durumlara düşebilirsiniz.

Çevremiz zeki ve akıllı insanlarla dolu iken herhangi bir nesnenin orasını burasını değiştirerek “ben tasarladım” demek, sizi ancak çevrenizdeki insanların yanında mutlu edebilir. Onlardan farklı düşündüğünüzü gösterebilirsiniz. Fakat herhangi bir tasarımınızdan ticari anlamda bir getiri sağlamak istiyorsanız, tabii ki teknik donanımlı olmanız gerekecek. Çünkü günümüzde bir şeyleri yapıp piyasaya sürmek para kazandıran bir iş değil. Kar etmek, para kazanmak için biraz daha ince düşünmek, hesap yapmak gerekecek. En kısa sürede, en ucuza mal etmedikçe, kullanma kriterine uygun en yakın mukavemeti sağlayan, en ucuz ama en kaliteli malzemeyi belirlemedikçe, çevrim süresini düşürmedikçe bu işin ticaretinden gelir beklemek, çok zor.

İşin ticaretini bir kenara bırakırsak, donanımlarınızın üst seviyede olması sizi hayatta da başarıya çabuk ulaştıracaktır. Yine bu konuda çok kısa bir anımı anlatmak istiyorum. İzmir’de okuduğum (1998-2000) ikinci yılımdı. Demirören Tüp Fabrikası’nda işe başladım. Günde 4500 ev tüpü imal ediliyor ve bunun 3000 adedi piknik tüp diye bilinen küçük mutfak tüpüydü. Çok büyük bir fabrikaydı ve içeri çelik firmalarından gelen rulo saclar giriyor dışarı her ebatta hazır boyanmış tüpler çıkıp sevke hazırlanıyordu. Atölyeden sorumlu mühendisimizin üç ay devam eden büyük bir sıkıntısı vardı. Her gün 4500 tüpün en az 900 adedi hurdaya gidiyordu. Kaynak makinesinin ayarsız kaynak yapmasından kaynaklanan bir problem. Bu hurda miktarı çok büyük bir rakam, tutamak dediğimiz halkalar tüpe en son kaynak olduğundan oraya kadar olan tüm işler para kaybıydı. Herkes Erdoğan Demirören’den korkuyor ve bu problemi söyleyemedikleri gibi ellerini de taşın altına sokamıyorlardı. Ama atölye sorumlusu mühendis arkadaşımız için durum öyle değildi, problem onun problemi ve çözmek zorundaydı, sıkıntısı bu yüzdendi. Bir gün yemekhane dönüşü odama girdiğimde masamda oturduğunu gördüm. Normalde ustalarımın işine burnumu sokmayı sevmem ve asla saygısızlık etmediğim için o ana kadar sormadığım soruyu sordum. Sağolsun anlattı. Elime kalemi alıp kâğıda bir şekil çizmem 10~15 dakika sürmüştür. Mühendis arkadaşın yüzündeki gülümseme ve rahatlama ifadesini anlatmam imkânsız. Kâğıdı alır almaz alt kattaki kalıphaneye gitti. Önce bir numune işletti. Kaynak makinesine taktılar. Bir hurda dahi çıkmadı. Mühendisimiz dokuz makinenin hepsine aynı aparatı yaptırıp taktırdı. Fabrika müdürümüz Ömer bey’in (Kendisini rahmetle anıyorum) problemi kimin çözdüğünü sorduğunda da adımı vermesini çok isterdim, canı sağolsun. Bu olay benim hayatımdaki ilk büyük başarımdı ve mesleki hayatıma büyük bir özgüvenle atılmama neden oldu. Hiçbir okulun veremeyeceği bir eğitim olan yaratıcılık yetisinden bahsediyorum ki bunun adı günümüzde problem çözme kabiliyeti olarak anılıyor. Yani bir tasarımcıda, eğitimini almanıza rağmen asla elde edemeyeceğiniz özel yeteneklerde vardır. Yaratıcılık bunlardan biridir. Gözlem yeteneğiniz sayesinde tasarım yapabilirsiniz ama yaratıcılığınız gelişmedikçe bu tasarımlar var olan nesnelerin şeklini değiştirmekten öteye geçemez. Var olan nesnelerin şekillerine müdahale ayrı bir şey, olmayan bir şeyi mümkün kılmak çok farklı bir şey. Sonuç olarak bir tasarımcının teknik donanımlı olması gerektiğini vurgulamaya çalışıyorum. Tüm bu donanımlara sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, hiçbir icadınız olmasa da siz bir mucit potansiyeline sahipsiniz. O halde sizleri yepyeni görevler bekliyor.

BULUNDUĞUM YÜZYILA BEN NE KATABİLİRİM:

Öncelikle hayata bakış açınızı değiştirmelisiniz. Unutmayın ki dünyayı şekillendirebilecek sayılı insanlar arasındasınız. Yeteneklerinizi ay sonu alacağınız maaşınızla sınırlamayın. Dünya’nın sizlerden bir şeyler beklediğini unutmayın. Düşünmek parayla değil. Sizler problemleri çözme kabiliyetine sahip tam donanımlı nadir insanlarsınız. O halde tasarıma yeni başlayanlar için tavsiye ettiğim listeleme tekniğini sizlere de tavsiye ediyorum ama sizin listeniz çok daha zor. Nedir bu liste? Tüm Dünya’yı ilgilendiren küresel sorunlar listesi. Ülkemiz ve tüm dünya insanları adına tek yapmanız gereken dünya sorunlarının neler olduğu ile ilgili bir liste yapıp üzerine yoğunlaşmanız olacak. Bu listeyi sizin yapmanızdan yanayım ama örnek olması için bu listeye ufak bir giriş yapıyorum.

  • İşsizlik
  • Yoksulluk
  • Yolsuzluk
  • Adaletsizlik ve suç oranlarının artışı
  • Nükleer, kimyasal silahlar
  • Enerjiler
  • Plansız sanayileşme
  • Doğal kaynakların bilinçsiz kullanılması
  • Enerji türlerinin azalması
  • Ekosistemlerin bozulması
  • Çevre kirliliği
  • Orman tahribatı ve sonuçları
  • İklim değişmesi
  • Küresel ısınma
  • Açlık
  • Savaşlar
  • Salgın hastalıklar
  • Sera etkisi
  • Ozon tabakasının incelmesi
  • Asit yağmurları
  • Erozyon
  • Hava, su ve toprak kirliliği
  • Hayvan ve bitki türlerinin yok olması
  • Nüfus artışıyla gelen sorunlar
  • Kölelik, sömürgecilik, mülteciler gibi sorunlar
  • Doğal afetler
  • İnsan hak ve özgürlüklerinin korunmaması
  • Küresel ekonomik kriz
  • Kimyasal atıklar
  • Çarpık şehirleşme

……………………… V.s.

Yine sizlere cesaret vermek adına kendi ilgi alanım ve sonuçlarından bahsedeceğim. Sizlerde listedeki bir maddeyi seçip üzerine yoğunlaşırsanız kısa zamanda sonuca ulaşacağınıza eminim. Benim ilgi alanım enerji. Bu konuya adeta takmış durumdayım. Yukarıdaki bahsetmiş olduğum örnek başarısızlıkla sonuçlansa da daha sonraları çözüme ulaştım. Okulda okutulan bazı kalıplaşmış sözler vardı ve bana hiç inandırıcı gelmiyordu. Örneğin enerjinin korunumu kanunu. Yani bir enerji asla kaybolmaz yalnız bir başka enerji türüne dönüşür. Ve hiçbir enerji yoktan var edilemez. Buna inanan insanların Güneşe bakınca ne gördüklerini çok merak ediyorum. Ya da ellerine daha önce hiç mıknatıs almamışlar mı? Bu kalıplara inanan ve inancı doğrultusunda körelen bir nesil o noktayı artık görmez olur. Emekli bir emniyet amiri de gelip mıknatıslı bir devreden sonsuz döngü motoru yapınca hayretler içinde izlerler. Sevgili meslektaşlarım öncelikle bu tarz kalıplarınız varsa lütfen onlardan kurtulun. Uzun uzun anlatmak isterdim ama sizleri yormamak adına direk sonuca gidiyorum. Aşağıdaki linkte bulunan videoyu izlemenizi öneririm. Fizikteki moment kuralından ve yerçekiminden esinlenerek yapılmış bir devredir. Benim bulduğum sonuca en yakın olanı bu olduğu için bu hazır videoyu paylaşıyorum. (Bendeki sonuç daha hızlı.)

Fizikteki moment konusunu bilirsiniz. Kuvvet çarpı kuvvet kolu. Tek tarafa katlanan menteşelerle yapılabilecek bir çalışma. Menteşedeki katlanma kuvvet kolunun tek tarafta kısalmasına neden oluyor. Uzun olan kol aşağı doğru çekiyor. Ayrıca 90 dereceden aşağı doğru düşerek uzayan kol kendi koluna bir darbe etkisi yaptığından (momentum) buradan da bir hız kazanıyor ve döngü başlıyor.

"Basından, Emekli emniyet amiri Muammer Yıldız, sekiz yıllık çalışmasının sonunda kendi kendine elektrik üreten bir cihaz geliştirdi. Cihazı Türk Patent Enstitüsü’ne onaylatan Yıldız, merkezi Almanya’da bulunan TÜV’den (Technischer Überwachungs-Verein-Teknik Denetim Kurumu) uluslararası yararlılık belgesi de aldı. Patent İşbirliği Sözleşmesi’ne göre kurulan İsviçre merkezli Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) da patent belgesini onayladı. Ön belgeleri gönderen WIPO, bir ay içinde resmî belgeyi Yıldız’a ulaştıracak. BSMH adını verdiği cihazı uluslararası teknoloji ajanlarına karşı koruma altına alan Yıldız, icadı sayesinde konut ve işyerlerinin elektrik, otomobil, gemi ve uçakların yakıt sıkıntısını gidereceğini iddia ediyor. Sınırsız enerji verdiği söylenen cihaz için çeşitli ülkelerden dev şirketler, anlaşma yapabilmek için Yıldız’la görüşmek istiyor."

Demek ki isteyince oluyormuş. Bazı şeyler mümkünmüş. Eğer ki emekli emniyet amiri arkadaşımıza da birisi gelip “enerji yoktan var edilemez” deseydi inanın o da bunu akıl edemezdi. O yüzden önce kalıplar kırılmalı. Her şeyin mümkün olduğunu unutmayın. Ben kendi adıma çok huzurluyum, çünkü enerjinin nasıl çözüleceğini anlamış durumdayım ve kim ne derse desin bu görüşümün önüne geçemez. Hatırlar mısınız bir kuruluş mıknatıslı bir devrede elektrik üretecekti de tam fabrikanın açılış günü bir anda 180 derece dönüldü ve bir hataymış dendi. O gün heyecandan yerimde duramıyordum. Bir anda tüm haber kuruluşları ağızbirliği yaparak bu kuruluşun sahtekâr olduğunu ve sahiplerinin ortadan kaybolduğunu söylediler. O haberlere herkes inanmıştı ama ben asla. Yani işin içinde küresel güçler girmiş olmalı ki böyle bir güzelliği Türkiye’ye layık görmediler. Oysa izlemiş olduğunuz videoda mümkün olduğu apaçık görülüyor ve ne yazık ki Türkiye’de değil yabancı bir ülke de tanıtılıyor. Tüm bilim insanlarının şaşkın bakışları arasında. Eline, emeğine, aklına sağlık Mucit Muammer YILDIZ.